3S İnsan Kaynakları Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı



AYNALI ODA SENDROMU

 
 
 
 
AYNALI ODA SENDROMU

 
Yönetim danışmanının şirketlerdeki çalışmasını üç örnekle tanımlamak istiyorum.
İlki madenci becerisiyle şirketlerin iç çevresinde çeşitli analiz teknikleri kullanarak, kazı yapmaktır. İkincisi baş soğanın dış kabuğundan başlayarak tabaka tabaka cücüğe kadar inme çalışmasıdır. Üçüncüsü en çok kullanılan figürle dışarıdan bakıldığında bir buzdağına benzeyen şirketin dışarıdan görünen 1/8'lik parçasının altında yer alan 7/8'lik kısmına erişim çabasıdır.
 
Her üç örnek şirketleri anlamak için derinlere inmek gerektiğinin mesajını veriyor.
Madenci örneğinden ilerlersek derinlere indikçe aktif, aktif olmayan ve yeniden aktif olan fay hatlarına rastlarsınız. Şirket kültürü faaliyetlerin her yönüyle sizi sarıverir. Hem o kültürün içinde zaman geçirip hem de ondan etkilenmemek işin en zor kısmıdır.
 
Bu yazımda en tepeden başlayarak hiyerarşinin çeşitli kademelerinde ve/veya karar noktasında bulunan yöneticilerin göreli farklarla tüm şirketin davranış ve tutumlarının belirgin hale gelmesinde rol oynadığına bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.  Bu farklılık şirketin genel merkezinde daha az; eğer şubeler varsa, coğrafi dağılımına bağlı olarak yerelleşerek daha fazla olabiliyor.
 
Yönetim tarzları hiyerarşinin hangi kademesinde olursa olsun tepeden başlayarak aşağıya doğru azalan ölçülerde fotokopinin fotokopisi gibi veri kayıplarıyla kopyalanıyor.
 
Sessiz sinemanın dâhisi Charlie Chaplin’in filmlerinden birini TV'de izlerken, onun polisten kaçarken girdiği aynalı oda sahnesini hiç unutmuyorum. Adam aynalı oda içinde her tarafta Chaplin’i görünce nereye saldıracağını şaşırmış yakalama hamleleri de boşa gitmişti…
Bu sahne iş yaşamında şirket üst yöneticilerinde gördüğüm bazı eğilimlere ilişkin çağrışımlar yaptı.
 
Buna “Aynalı Oda Sendromu” diyorum…
İlginç bulduğum bu kültürel sapmanın mimarı olan yöneticilerin yolculuklarını mercek altına almak işimin doğal bir parçası oldu. 
Kendisine hayran, her yerde kendini gören, hiçbir görevi veya ödülü başkasına uygun görmeyen yöneticilerin içine düştüğü durum Aynalı Oda Sendromunu çarpıcı biçimde açıklıyor.
Bu sendromun "Narsist ve Sosyopat kişilik" tanımlarının da ortak paydasında yer aldığına inanıyorum.
Bu sendroma yakalananlarda yaptığı, söylediği, düşündüğü, değerlendirdiği, karar verdiği, seçtiği her şey için kendisini mükemmel görme saplantısı olduğuna dair yeterli bulgulara sahibim. Etrafındaki herkes yalnızca onun için vardır; o olmazsa şirket de organizasyon da grup da yoktur. O hata yapmayan biridir.
 
Hata sözcüğü sözlüğünde asla yer almaz. Hatalar ancak diğerleri içindir ve mutlaka suçlanacak bir günah keçisi bulur.
Konuşma dili amirane, otoriteyi sonuna kadar hissettiren, karşıdakini aciz, yetersiz, beceriksiz göstermeye yetecek kadar da etkili sözcüklerden oluşur. Bu konuda özel bir donanıma sahiptir. Asosyal kişiliğiyle olaylara olumsuz tarafından bakarak sonuç-neden ilişkisi kurma eğilimleri yüksektir. "Doğal olarak bu kadar beceriksizliğin sonu da böyle olur!" diye düşünür. İş ortamında astları özenle seçer veya alt düzeylerde bile seçilmesi için özen gösterir. Yazılı, görsel, işitsel basında üstünlükleriyle yer almak için elinden geleni yaparlar. Her pozisyonda kendi suretlerini görmek isterler.
 
Bu saltanat ne kadar sürüyor?
Karşılarına kendi gibi veya güçlü duruşlu birileri çıkıncaya kadar... Güçlerinin, kararlarının açıkça sorgulanarak hatalı bulunduğu durumlar onlar için bir kâbustur. Saldırganlıkla geçici mevziler kazansalar da "kral çıplak!" diyen birilerinin olması çöküşü hızlandırır. Pire için yorgan yakarak kendisine zarar verenleri uzaklaştırır. Burada şirketin neler kaybedeceğinin önemi yoktur. Bu hamlelerden sonra kendini güçlü hissettiği ortamlara giderek enerjisini yeniden toparlar. Ona ne kadar büyük olduğunu hatırlatanlar onun için en makbul kişilerdir. 
Bu tutkuya yakalanan yöneticiler ülkemizde bol miktarda bulunmaktadır.
 
Onlarla çalışanlar ise sabırlarının deneneceği bir yolculuğa çıkmışlardır.