3S İnsan Kaynakları Eğitim ve Yönetim Danışmanlığı



YALANIN ANATOMİSİ

YALANIN ANATOMİSİ

Bu aralar internette  çeşitli sayfalarımdaki yazılarda, öykü ve büyüklere masallar bölümlerinde yalanlardan bahsediyorum. Başka bir şey yazmayı deniyorum elim gene yalanla ilgili bir çift laf daha eklemeye zorluyor sanki. Ben de araya sıkıştırıyorum açıkçası.

Son aylarda yaşadıklarımız ‘ağacın boyu yere devrildiğinde  ölçülür’ sözünü hatırlatıyor. Dünyada ve ülke çapında yaşanan salgın felaketinin gün be gün artan etkileri yalan söylemeyi bir sığınma limanına çevirerek sıradanlaştırdı. Ekonomik sıkıntılar, hayat tarzının kısıtlanması başka birçok sebebi geride bırakarak hayatta kalma adına, yalanla kendini korumanın aracı haline geldi. Siyasi çıkarlarını koruma, İş dünyasında alacaklıyla borçlu arasındaki kapışma, işten çıkarma gerekçeleri, ürün satışındaki daralmayı azaltacak etkili reklam arama , insanlara umut vermek niyetiyle yanıltma, eve kapanmanın yüzleşmeleri tetiklemesiyle ortaya çıkan ailevi çatışmalar yalanın  beslendiği ortamlar.

Yalan nasıl ortaya çıkmıştır bilmiyorum. Eminim insanlık tarihi kadar eskidir. Çağlar boyunca biçimsel değişikliğe uğrasa da özünde söylenme nedeni değişmemiştir sanırım.

Yalan sözcüğünü resimleseydiniz neye benzerdi?

Seminerlerimde güveni asma kilit, kale, kalp, el sıkışan insanlar, çınar ağacı gibi çizenler olmuştu. Yalanı bu sayfalarda yazarken yanıbaşınızdaymışım gibi düşünüp çizmenizi  öneriyorum. Yazımı bitirdikten sonra çizdiğiniz şekle bir kez daha bakar, gerekirse değiştirirsiniz…

Yalanın söyleyen kişiye, ortama, söylenmeye iten nedene, söylenenlere, zamana bağlı olduğunu tahmin etmek zor  değil. Her kelimesi yalan olan birini dışarıda tutuyorum. Böyle biri başka bir uzmanlık alanının konusudur. Öyle ya yalanın da bir raconu vardır.

Bedenin dili üzerine araştırma yaparken sayısız kaynaktan yararlandım. Yalan için ipuçları olabilecek  insanlar arasındaki iletişim kanallarını, davranışları karşılaştırmalı yöntemlerle sadeleştirip, deneyimlerimle birleştirerek seminer konusu yaptım.

Başın konumu, gözler, eller, omuzlar, bedenin duruşu, ses tonu, sözcükler, jestler, mimikler yalan ipuçları veren referans noktaları. İpucu diyorum çünkü bu referans noktaları kesinlik taşımıyor. Kişi hakkındaki düşünceleriniz de ön yargı yaratarak yanıltıcı  olabilir. Yalanı anlamak için zaman en çok ihtiyaç duyulan parametredir. Şıp diye çözdüm demek için röntgen makinası gibi olmak lazım. Elbette yalan söyleyenin bunu hangi ustalık derecesinde yaptığı da önemli.

Bu konuda çok kitap var. Şöyle yapınca bu demek, böyle yapınca bu demek gibi ifadelerle  konuyu sınırlamak istemiyorum. Biliyorum ki, seminerlerimde katılımcılar molalarda gelip “hocam valla ellerimi nereye koyacağımı şaşırdım” demesi kadar konunun mekaniğine yoğunlaşma riski büyük oluyor. Defalarca ipuçları olduğunu vurgulamak zorunda kalıyorum.

Bir tarihte noterlerden yalan konusunda özel oturum talep edilmişti. Notere gelenlerin incelemesini adam sarraflığına dayanarak yapmak istememiş olacaklar ki konu hakkında bilgi istemişlerdi. Olabildiğince geniş açıdan konuyu aktardım.

Yalanı doğuran sebepler başta olmak üzere kişinin uygularken  tercihlerinin de öncelikle değerlerine bağlı olarak amacına göre gerçekleştiğini söylemek mümkün. Kişiyi yalan söylemeye iten nedenlerin kendince haklılık taşımadan sürdürülemediğini tahmin etmek zor değil. Çünkü yalan söylemenin herkes için geçerli olduğunu kendimizle yüzleştiğimizde de anlamak mümkün. Ayrıca bunun  çok sık tekrarlanmayan bir davranış mı yoksa kökleşmiş bir tutum mu olduğuna siz karar verin. Burada beyaz yalanları konu dışında tuttuğumu bilmelisiniz. Ölüme adım adım yaklaşan birine “seni düne göre daha iyi gördüm!” demenin yargılanacak hiçbir yanı yok bence.

Günlük iş ilişkilerinde, aile içinde, arkadaş çevresinde politik arenada söylenen yalanların büyüklüğüne göre sonuçları da farklı oluyor.

Aile de parçalanma, iş ilişkilerinin kopması, arkadaşlıkların sona ermesi, kariyerde kesinti veya politikada ise tahmin edilemeyecek kadar iyi ya da kötü sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. “Öyle ki politikacı dediğin yalanın da usturuplusunu söyler” dilden dile dolaşır olmuş…Bu iyi denilen sonuç. Hitler’in propaganda bakanı   Joseph Goebbels'in  "Propagandada kullanılan yalanlar ne kadar büyük olursa insanların onlara inanması kolaylaşır, yalanın etkisi artar" sözünü hatırlatırım. Kötü sonuç ise kurgudaki bariz hatanın üstünün örtülememesiyle ortaya çıkar.

Yalanın anatomisine göz atalım:

  • Yalan muhataplarını etkisi altına almayı sağlayacak şekilde tasarlanır. Öyle ki, karşıdakini söyleyenin beklentileri doğrultusunda yönlendirmek hedeflenir. Amaca göre dış çevreden başlayarak, kişinin iç dünyasını kurgulayan sözlerin ve davranışların bileşimidir.

  • Beden dili, sözcükler ve ses tonu jest ve mimiklerle desteklenerek duygusal alt yapı oluşturulur.

  • Kişilere yalan söylemek onları kandırıldıkları konusunda ikna etmekten daha kolaydır. Bu nedenle kişiyi istenilen noktaya çekmek adım adım işleyen ustaca manevralara bağlıdır.

  • Yalan söyleyen kişi bunu neden yaptığına kendini inandırdığında daha etkili ve hızlı sonuç alır. Çünkü aklileştirilen yalana, beyin de tüm fonksiyonlarıyla destek verir.

  • Yalan sürdürülebilir olduğunda etkisi de artçı depremler gibi kişiyi sarsmaya, inandığı dünyada yaşatmaya devam eder. Açıkçası, yalan söyleyen destekleyici örneklere, çeşitli araçlardan yardım alarak devam eder.

  • Yalan tekrarlandığında konumunu koruyabilir.

  • Siyaset dünyasında öne çıkmış olanlar görsel ve işitsel araçları kullanarak kişinin inanmışlığını ikna olmuşluğa döndürür. İstenen tepki kalıcı hale gelir. Bu süreç tam bir ekip çalışmasıdır. Yalanın merkezi amaçları konusunda diğerlerini de ortak yaparak hedef kişi veya kitleleri yalanlar zincirine bağlı tutar.

  • Yalan ressamın yaptığı bir tablo gibidir. Çerçevesi resmedilen şeyi güçlendirir. Bu nedenle iyi yalancılar çerçeveyi iyi seçer. Çarpıcı konular bularak  şaşırtmayı yalan konusundaki başarının ilk adımı sayarlar. Her seferinde tek yalan konusu için güçlendiriciler bulmak daha kolay olur. Hedefine giden bir trenin lokomotifi ve bağlı vagonlar gibi dizildiğinde yalanlar inandırıcı olur.

 Doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişi/lere yalana konu olan olayların yapay sunumu. İşte yalan söylemenin yapı taşları...


“Yalancının cezası: kendine inanılması değil, asıl  kendisinin kimseye inanmamasıdır.”
Bernard  Shaw

“Üç tip yalan vardır: yalanlar, lanetli yalanlar ve istatistikler”
Benjamin Disraeli